Paylaşmak istedim,hepsinde anlam gizli,anlayana tabii..
Bir masalın hiç kaybetmeyen kahramanı gibi hissederdim senleyken...
Oysa bir oyuncak tiyatrosunda, ipleri başkasının ellerinde olan kuklaymışım...
"-Sola fazla çekme ipi ne olur, orada yüreğim var!.."
*-*-*
Çocuğumu yeniden yetiştirmem mümkün olsaydı:
Ona işaret parmağımı kaldırıp yasaklar koymak yerine, parmaklarıyla resim yapmayı öğretirdim.
Hatalarını daha az düzeltir, onunla daha çok yakınlık kurmaya çalışırdım.
Onu sadece gözlerimle izler, saat kısıtlamaları koymazdım.
Daha bilgili olmaya çalışır, daha çok şefkat gösterirdim.
Onunla daha çok yürüyüşlere çıkar, uçurtmalar uçururdum.
Ona karşı ciddi bir tavır içinde olmak yerine, onunla oyun oynardım.
Onunla kırlarda koşar, yıldızları seyrederdim.
Onunla daha az çekişir, ona daha çok sarılırdım.
Önce benlik saygısı kazanmasını sağlar, sonra bir ev almaya çalışırdım.
Ona her zaman katı davranmaz, onu daha çok onaylar ve yüreklendirirdim.
Güç konusunda daha az ders verir, sevgi konusunda daha çok şey öğretirdim.
Diane Loomans
*-*-*
İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için
William Shakespeare
*-*-*
KİM ÖZLERDİ
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de,
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde "onca ayrılığın birinci dereceden failidir" denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!
Can Yücel
*-*-*
İnsan ömrü bir kitap misali değil midir?
Kimininki bir satırlık, kimininki bin sayfalıktır
Tek ortak noktaları bir gün biteceğidir...
*-*-*
Eğer bir çocuk;Sürekli eleştirilerek büyümüşse yargılamayı ve ayıplamayı öğrenir.Kin, şiddet, öfke ortamında büyümüşs eşiddeti ve kavga etmeyi öğrenir.Aşağılanarak ve alay edilerek büyümüşseacizliği ve utanmayı öğrenir. Sürekli utandırılmış ve değersiz görülmüşsekendisini suçlamayı ve hiçliğini öğrenir.Eğer bir çocuk;anlayış ve hoşgörüyle yetiştirilmişse sabırlı olmayı öğrenir.Cesaretlendirilmiş ve teşvik edilmişsegüven duymayı öğrenir.Övülmüş ve takdir edilmişse takdir etmeyi ve teşvik etmeyi öğrenir.Hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse insanlara adil ve saygılı olmayı öğrenir.Güven ve tutarlı olmayı öğrenir.Varlığının kabulünü ve onayını görmüşsekendini sevmeyi öğrenir.Aile içinde sıcaklık, yakınlık ve arkadaşlık görmüşse bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.
DOROTHY NOLTE
*-*-*
“Hayatımızdaki gölgelerin çoğu kendi güneşimizin önünde durmamızdan oluşur.”
*-*-*
Doğrularımı Götürmeye Yetecek Kadar Yanlış Yapmadım Bu Hayatta...
Çok Sıkıştığım Yerde Boş Bıraktım Hep Soruları ...
Şimdi Bıraktığım Boşlukların Birindeyim Belki de...
Kimsenin Doğrusunu Götürmedim
Ben
Kimsenin yanlışı olmadım!
Yetmez mi..
*-*-*
9 Şubat 2010 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder
hanimiş,yorumda mı yaparmış aman aman..