eveet efendim,şimdi uzun zamandır yazmayı düşünüyordum,hepiniz bilirsiniz,yazmayı severim.
şimdi konuya gelicek olursak,hayalimde ki prensten bahsedicem,sanırım onu buldum.
sürüsüne bereket virgül koyuyorum çünkü bu hiç bitmesin istiyorum.
hiç aşk hayatımda tamamiyle mutlu olamayan ben prensimi bekledim durdum,bakalım o prensimin özellikleri neymmiiiiiiiiiş;
ilk önce kumral yeşil gözlü erkekler ilgimi çeker demiştim,belli bi tarzı olucaktı,kirli sakalda severim hani ama sakallar battığından kaymak gibi olması tercihimdir.
mavi gömleğin erkeklere yakıştığını söylemiştim değil mi??
uzun boylu olması mükemmel olacaktır ama olmassa da olmaz,çünkü bu onun suçu değil.
bi sürü konuda bilgili olmalı,enerjik,benim gibi olmalı.
not:benim gibi derken,herşeyi yapabilcek biri..
sonracığıma,fotoğraf tutkusu olmalı,onla çekimlere gidebilmeliyiz,resimle uğraşırsa mükemmel olur tabii.
baterist olabilir belki de.
arabası kesinlikle olmalı,çünkü ben sevgilimle olmak istiyorum elalemin ağız kokusuyla değil.
ama bu demek değildir ki heryere arabayla gidicez hayır biz herşeyi yapıcaz.
bana süprizler yapmalı,gecenin bi köründe atlayıp gelmeli evime,bana koskocaman ayıcıkta alablir hani.
ama asla maddi yönden bi süpriz beklemem,gelirse de hayır demem!
saçları 3 numara yada uzun toplu olabilir,severim...
hadi denize atlayalım dediğimde ay uf dememeli...
ben tatile gidince peşimden gelmeliiiiii...
küs olduğumuzda gecenin bi köründe arayıp sapığım olmalı,her boş anında sarılmalı...
benle etkinliklere katılmalı,yemek yaparken bana yardım etmeli...
beraber aynı tonlarda giyinmeliyiz onunla,eş gibi..
lunaparka gidip delicesine eğlenmeliyiz,bazen dürüm de yiyebilmeliyiz bazen de simit. herşeyi yapmalıyız.
yağmurda o çirkinliğimizi sadece biz görmeliyiz,beni sahiplenmeli ve kıskanmalı.
ve sadece bana ait olmalı,gözü başkasını görmemeli.
küs olduğumuzda bende dayanamam ama kesin gelip özür dilemeli,umursamaz olmamalı!
ahh biliyorum şuan hayal üstü bi erkek yazdım,ama şuan biri var sanırım.
yakında belki kendini tagler.
ha unutmadan adıda ilginç olmalı,değişik!
1 Temmuz 2010 Perşembe
23 Mayıs 2010 Pazar
Yaşayarak Olgunlaşmak yada Zamanla Armutlaşmak
Anne rahmine düştüğümüzde başlıyor serüvenimiz,ortalama 9 ay tüm hayatımız boyunca en özgür zamanlarımızı yaşıyoruz.Karışan eden yok,dert tasa yok,altını pislediğin zaman silinene kadar o kokuda durmak yok,canın sıkıldığında tekme atıyorsun,annen sana "niye tekmeledin?" diye sormuyor,buna seviniyor çünkü sen yaşadığını belli ediyorsun...
Peki annenden seni alırlarken o akciğerlerine dolan ilk nefesle beraber ağlamaya başladığında ne oluyor,bir nefes almanın bile ne kadar zor olduğunu anlıyorsun ve maalesef bu nefes işleminden sonra senin tüm özgürlüğün bitiyor.Erkekler özgürlük konusunda kızlardan daha fazla alana sahip olmasına rağmen sen bi erkek bebek olsan bile maalesef hiç bir zaman özgür olamıyorsun.Günlerini doldurmaya başlıyorsun...İlk doğduğunda yaşama belirtisi olarak kabul edilen ağlaman,1-2 aylıkken ki ağlamandan bile farklı!Annen "yeter artık,sus" demeye başladığında anlıyorsun ki,herşey geçici.Bazı insanlar sırf ego tatmini için çocuk yaptığını düşünürsek bunun sonucu daha feci...
Şimdi büyüyorsun ilk adımların,"gel anneye,gel babaya" derken mutlular,yürümediğinde üzülürler.Çünkü;
yürüyünce sen,ailen bir sağlık sorunu olmadığına kanaat getirip rahatlıyor.Sen yürümeye başladığındaysa kıyametler kopuyor! "Of yavrum yeter,bırak diyorum sana." yada "Ben sana oraları karıştırma demedim mi?" ve ilk bağırışlar,şiddet... Çocuğa yürümeyi öğrettikten sonra seninle beraber ev işleri yapmasını mı bekliyosun? Ne yapacak çocuk,sen de yapmadın mı aynısını?
Öfkesini kontrol edemiyor hiç bir insan,ben daha görmedim efendim şöyle diyeni;
"Kır oğlum kır" çünkü diyen yok.
Sonra küçükken düşünemeyip yaptığın şeyler yüzünden azarlanıyorsun,karşında ki ebeveynin seninle kendi yaşını bir tutcak kadar dikkatsiz.Aynı hayal gücüne sahip ve aynı olgunlukta olduğunu düşünerek hata üstüne hata yapıyor...Bir çocuk eğitimi kitabında okumuştum,zeka geliştirme yöntemlerinden bir maddeydi.
Çocuğunuza mamasını yere atıyor diye kızmayın,o sadece çekim yasasını öğreniyor!
O kadar doğru ki! Hiç bir çocuk havaya atmaz yemeğini,dikkat edin.Hep aşağı atar,karşısına atar.
Sürekli engel koyarak ulaşacağı yere bir insan daha mı hızlı ulaşır yoksa engelleri kaldırmak mı?
İnsanlar klasikleşmiş çocuk eğitimi yüzünden düzgün çocuk yetiştiremiyorlar.
O zaman Çocuk Gelişimi bölümü kapatılsın madem öyle...
Bu çocuğun zaman zaman travmalar geçirmesine neden oluyor,çocuk yemiyor diye bağrılıyor,yemeği ağzından geri çıkardığında o gene mamasıyla karıştırılıp yedirtiliyor. Düşünüyorum da acaba o işlemi yaparken surat ifadeleri nasıldır? Kendileri yiyebilirler mi? Yada "dolapta ne varsa koydum maması" adlı benim nitelendirdiğim mamaları nasıl yediriyorlar? İçinde senin benim yemiyeceğim şeyler;
Peynir,haşlanmış yada çiğ yumurta,çay,ekmek içi,bal... varken!
Doktorların söylemekten dillerinde tüy bitti "kendinizin yemiyeceği şeyi çocuklarınıza yedirmeyin!".
Yemek istemedikleri zaman çoğu ebeveyn bi tane patlatıyor çocuğa,ya da tehdit.
"Eğer yemezsen bugün oyun yok" gibisinden.
Çocuklar en çabuk öğrenme yaşlarındayken bu söylenilenler beyinlerine kazınıyor.Sanıyor musunuz ki herşey unutulur,unutulmaz!Hatta bu psikolojide de vardır,bir iyileştirme yöntemidir.Çocukluğuna inilir,gerçekle yüzleştirilir.Her insan farklı etkilendiğinden de bunun onu etkilemiceğini nerden bilebilirsin?
Çocuk sana ilerde yalan söylemeye başlarsa,ona bitane patlatmak yerine geriye dönüp "ben ne yaptım?" demelisin.Herşeyin bir nedeni var çünki,çocuklar uygulama yoluyla öğrenir,bir bilgileri yok ki onu devreye sokup öğrensin.Deneme yanılma ile öğreniyor çocuklar. Sizde çocuk olmadınız mı?Aslında size kızmakta yanlış olur,sizi yetiştiren,onu yetiştiren... Bu klasikleşmiş şeyi değiştirmek zor olsa da şunu diyebilirim ki;
"Dünyayı değiştiremiyorsan,dünyanı değiştir." sen kendini değiştirmeye başla,herşey değişir.
Aslında demek istiyorum ki,insanlar yaşayarak olgunlaşırlar.Bir şeyi isteyip,sonucunun hep güzel olcağını düşündükleri için karşılarına çıkan sorunlarla baş edemeyip,aciz insanların kaçtıkları eylemlere kaçarlar.
Şiddet,küfür,küçümseme. Sen istedin bu çocuğu! Ancak hayvanların aklı olmadığından şiddetle eğitim verilir,Allah sana zaten ipucunu vermiş,seni tüm canlılardan ayıran şeyin aklının olduğu gerçeğini!
İnsanlar gerçeklerle yüzleşmekten korktuklarından kaçıyor,kaçıyor...
Hem bişeylerin olması için çabalıyorlar,o iş olduktan sonra iyi taraflarını görmek yerine kötü tarafını gördüklerinde patlıyorlar.Bu insanlar hiç bir zaman olgunlaşmıyacak yaşları ne olursa olsun.
Çünkü Peyami Safa öyle bir laf etmiş ki,bu düşüncelerime çok uygun düşüyor.
"Yaşlanarak değil,yaşayarak olgunlaşılır.Zaman insanları değil,armutları olgunlaştırır."
İnsanlar,Allah'ın verdiği mucize şeyleri kullanmadan göcüp gidiyorlar,çünkü insanlar yaşamayı bilmiyorlar.
Nedeni,niçini yok onların.Hep aynı,hep aynı..Eğer herşey aynı kalsaydı,bizim bu yazıyı yazmamız hayal olurdu sanırım,duvarlara kazımaya devam ederdik,çağ atlamaya devam ediyoruz ama insanlıkta hep geri kalıyoruz.Zaten bizim de tek sorunumuz bu değil mi?Gerçeklerle yüzleşmedikçe ve kaçtıkça hep üstümüze gelceğini unutuyoruz,hayatın saçmalığını kabullenip yaşamak değil,hayatı değiştirmeye çalışmak sorun.Hayatı sorunları iterek değil,üstüne giderek aşabiliriz.İşte zaten biz bunu yapamıyoruz...
Not: Şahsi olduğundan dolayı izinsiz kopyalanması yasaktır.
Peki annenden seni alırlarken o akciğerlerine dolan ilk nefesle beraber ağlamaya başladığında ne oluyor,bir nefes almanın bile ne kadar zor olduğunu anlıyorsun ve maalesef bu nefes işleminden sonra senin tüm özgürlüğün bitiyor.Erkekler özgürlük konusunda kızlardan daha fazla alana sahip olmasına rağmen sen bi erkek bebek olsan bile maalesef hiç bir zaman özgür olamıyorsun.Günlerini doldurmaya başlıyorsun...İlk doğduğunda yaşama belirtisi olarak kabul edilen ağlaman,1-2 aylıkken ki ağlamandan bile farklı!Annen "yeter artık,sus" demeye başladığında anlıyorsun ki,herşey geçici.Bazı insanlar sırf ego tatmini için çocuk yaptığını düşünürsek bunun sonucu daha feci...
Şimdi büyüyorsun ilk adımların,"gel anneye,gel babaya" derken mutlular,yürümediğinde üzülürler.Çünkü;
yürüyünce sen,ailen bir sağlık sorunu olmadığına kanaat getirip rahatlıyor.Sen yürümeye başladığındaysa kıyametler kopuyor! "Of yavrum yeter,bırak diyorum sana." yada "Ben sana oraları karıştırma demedim mi?" ve ilk bağırışlar,şiddet... Çocuğa yürümeyi öğrettikten sonra seninle beraber ev işleri yapmasını mı bekliyosun? Ne yapacak çocuk,sen de yapmadın mı aynısını?
Öfkesini kontrol edemiyor hiç bir insan,ben daha görmedim efendim şöyle diyeni;
"Kır oğlum kır" çünkü diyen yok.
Sonra küçükken düşünemeyip yaptığın şeyler yüzünden azarlanıyorsun,karşında ki ebeveynin seninle kendi yaşını bir tutcak kadar dikkatsiz.Aynı hayal gücüne sahip ve aynı olgunlukta olduğunu düşünerek hata üstüne hata yapıyor...Bir çocuk eğitimi kitabında okumuştum,zeka geliştirme yöntemlerinden bir maddeydi.
Çocuğunuza mamasını yere atıyor diye kızmayın,o sadece çekim yasasını öğreniyor!
O kadar doğru ki! Hiç bir çocuk havaya atmaz yemeğini,dikkat edin.Hep aşağı atar,karşısına atar.
Sürekli engel koyarak ulaşacağı yere bir insan daha mı hızlı ulaşır yoksa engelleri kaldırmak mı?
İnsanlar klasikleşmiş çocuk eğitimi yüzünden düzgün çocuk yetiştiremiyorlar.
O zaman Çocuk Gelişimi bölümü kapatılsın madem öyle...
Bu çocuğun zaman zaman travmalar geçirmesine neden oluyor,çocuk yemiyor diye bağrılıyor,yemeği ağzından geri çıkardığında o gene mamasıyla karıştırılıp yedirtiliyor. Düşünüyorum da acaba o işlemi yaparken surat ifadeleri nasıldır? Kendileri yiyebilirler mi? Yada "dolapta ne varsa koydum maması" adlı benim nitelendirdiğim mamaları nasıl yediriyorlar? İçinde senin benim yemiyeceğim şeyler;
Peynir,haşlanmış yada çiğ yumurta,çay,ekmek içi,bal... varken!
Doktorların söylemekten dillerinde tüy bitti "kendinizin yemiyeceği şeyi çocuklarınıza yedirmeyin!".
Yemek istemedikleri zaman çoğu ebeveyn bi tane patlatıyor çocuğa,ya da tehdit.
"Eğer yemezsen bugün oyun yok" gibisinden.
Çocuklar en çabuk öğrenme yaşlarındayken bu söylenilenler beyinlerine kazınıyor.Sanıyor musunuz ki herşey unutulur,unutulmaz!Hatta bu psikolojide de vardır,bir iyileştirme yöntemidir.Çocukluğuna inilir,gerçekle yüzleştirilir.Her insan farklı etkilendiğinden de bunun onu etkilemiceğini nerden bilebilirsin?
Çocuk sana ilerde yalan söylemeye başlarsa,ona bitane patlatmak yerine geriye dönüp "ben ne yaptım?" demelisin.Herşeyin bir nedeni var çünki,çocuklar uygulama yoluyla öğrenir,bir bilgileri yok ki onu devreye sokup öğrensin.Deneme yanılma ile öğreniyor çocuklar. Sizde çocuk olmadınız mı?Aslında size kızmakta yanlış olur,sizi yetiştiren,onu yetiştiren... Bu klasikleşmiş şeyi değiştirmek zor olsa da şunu diyebilirim ki;
"Dünyayı değiştiremiyorsan,dünyanı değiştir." sen kendini değiştirmeye başla,herşey değişir.
Aslında demek istiyorum ki,insanlar yaşayarak olgunlaşırlar.Bir şeyi isteyip,sonucunun hep güzel olcağını düşündükleri için karşılarına çıkan sorunlarla baş edemeyip,aciz insanların kaçtıkları eylemlere kaçarlar.
Şiddet,küfür,küçümseme. Sen istedin bu çocuğu! Ancak hayvanların aklı olmadığından şiddetle eğitim verilir,Allah sana zaten ipucunu vermiş,seni tüm canlılardan ayıran şeyin aklının olduğu gerçeğini!
İnsanlar gerçeklerle yüzleşmekten korktuklarından kaçıyor,kaçıyor...
Hem bişeylerin olması için çabalıyorlar,o iş olduktan sonra iyi taraflarını görmek yerine kötü tarafını gördüklerinde patlıyorlar.Bu insanlar hiç bir zaman olgunlaşmıyacak yaşları ne olursa olsun.
Çünkü Peyami Safa öyle bir laf etmiş ki,bu düşüncelerime çok uygun düşüyor.
"Yaşlanarak değil,yaşayarak olgunlaşılır.Zaman insanları değil,armutları olgunlaştırır."
İnsanlar,Allah'ın verdiği mucize şeyleri kullanmadan göcüp gidiyorlar,çünkü insanlar yaşamayı bilmiyorlar.
Nedeni,niçini yok onların.Hep aynı,hep aynı..Eğer herşey aynı kalsaydı,bizim bu yazıyı yazmamız hayal olurdu sanırım,duvarlara kazımaya devam ederdik,çağ atlamaya devam ediyoruz ama insanlıkta hep geri kalıyoruz.Zaten bizim de tek sorunumuz bu değil mi?Gerçeklerle yüzleşmedikçe ve kaçtıkça hep üstümüze gelceğini unutuyoruz,hayatın saçmalığını kabullenip yaşamak değil,hayatı değiştirmeye çalışmak sorun.Hayatı sorunları iterek değil,üstüne giderek aşabiliriz.İşte zaten biz bunu yapamıyoruz...
Not: Şahsi olduğundan dolayı izinsiz kopyalanması yasaktır.
12 Mayıs 2010 Çarşamba
yalanlarr yalanlarr yalanlarr.
kedilerin en sevdiği şey süt değildir,maymunlarında muz. aslında insanlarda maymunlardan gelme değildir. demem o ki insanlar doğru bildikleri yalanlarla kandırılırlar,senin beni sevdiğini söylemen gibi.
bugün aklıma geldi bu.
sevdimde,nasıl oldu bilmiyorum ama.
bugün aklıma geldi bu.
sevdimde,nasıl oldu bilmiyorum ama.
3 Nisan 2010 Cumartesi
ben dengesiz geribeyinzeka trafosuyum.
Kendimle çok yalnız kaldım düşündüm,düşündüm durdum.Düşündükçe içine daha girdikçe dahada soğuyorum o sorundan.Çözesim gelmiyo,onlu sorunlardan kaçasım geliyo.Tek bana mı böyle,ben mi tersim diye.
Sorun şu ki,ilişkilerimde herhalde kendime çok güvenirim imajı çizmişim,yalanların nedeni "senden çekindim" lafından mazeret görülmüştür.Benim yanımda ezilcekler gibi olurlar hep ne var bende?
Sonra,yalan söylenir çünkü;
ben çemkiririm,ben kızarım,ben küserim,ben tavır alırım.
istemediğim şeyi yapabiliyosan bu senn karaktersizliğin değil midir?
hem beni tanıyorsun hemde pişkin pişkin yalan söylüyorsun helal olsun.
"ilişkiden korkuyorum" dediğimde ben diğerinden farklıyım diyenlerin her daim farklılıklarını daha üst seviyede attıkları kazıklarla gördük.
sonra,"aşk" onların kitabında 10 dakikalık zevk herdaim.
istenilen alınır ve gidilir.
"seni daima seveceğim" derken tiyatrosunun bir bölümünü daha tamamlamıştır.
"bekle beni" şimdikini kullanıyım döndüğümde,sana geri gelicem.
"senden önce kimseyi sevmedim" bu rolümün bir parçası aslında,inan işte.
gibisinden.
pire için yorgan yakmak olmaz ama 1 doğru söyleyen erkek görmedim.
erkeklere hemcinslerini sorduğumda bile güvenme dediklerine göre neye güveniyim ki?
evet özlediğim biri var,platonik daha güzel aslında.
öylede kalıcak,erkekler hayatımda olmayacak.
"aşk" sadece sesli başlayıp sessizce biten 3 harflik,3 günlük,3saatlik bişey...
aşk heycan zaten. oda geçiyo...
hep bana böyle olmasından bıktım aslında.
hiç gelmesin,dahada soğuyorum böyle olunca,sımsıkı sarıcak kollar yerine gerizekalıların yalanlarını bulup yüzlerine çarpmaktan sıkıldım.
görürüm,susarım,sonra çarparım.
oda bölünür. sonra nolur? yalanları sıralar,ruh halimin içine eder ve gider...
”Sadece iki günümüz var yaşamak için. Bu günleri de aşağılık heriflerin önünde diz çökerek geçirmeye değmez.”demiş bir filozof.
Erkekler 1 damla yaşa bile değmez ne yazık ki!
Temelli gelen gider miydi? Ağlancak kişi ağlatır mıydı?
Bu soruların cevabı nedir!
Erkeklerin hayatları boyunca aradıkları aşk+aşk+aşk+aşk+aşk+aşk+aşk+aşk.
yani 3+3+3+3+....+3 gibi. heycan,kısa süreli,kullanımlık,yalancılılık.
sıkılmaya gelemezler zaten o ayrııı,onlar bulunmaz hint kumaşıdırlar ya :)
öküzlüklerde üstlerine yoktur ama.
bi süpriz yapmak,bir haykırmak çok zordur,herdaim onlar haklıdır ve ayarsız bizizdir. sorunlu biz.
dırdırcı biz.
biz olmayan şeyleri var etmeyiz,olan şeye laf ederiz,biz "aşk" değil "sevgi" yani 3 değil ∞ luğu arayanız.
3 her sayıyla 0 olurda,sonsuzluk yok olmaz.
ama bu dünyadada ∞ bunu hakeden varmıdır bilinmez.
Erkeklerin "ilk" kavramları skorlarına +1 sevgili eklendiğinde tazelenir.
Ne güzel,keşke erkek olsaymışım diyorum anasını satim,damga yemek yok,hesap soran yok.Doğa kadar özgürler;ağaca neden dalın yamuk diyemiyosak erkeklerede neden yamuksun diyemiyoruz,doğaları yamuk çünkü. sadakatsiz,gamsız olsak keşke.Keşke!
Biz affederiz,salak gibi! Ama erkek affettimi affetmese daha iyi.
Özür diliyince "ah canım" acıma duygusuyla tamam,ama unutuyoruz ki acıyan acıncak hale düşer nitekim öyle oluyor zaten :)
"bu çocuk sırılsıklam aşık" dediğimiz kişi bile,yapılmıcak şeyleri yapıyosa bi düşünmek gerekir.
ya tamamen sorun ben de yada ben dengesiz geribeyinzeka trafosuyum.
ve biliyorum ki bir erkeğin evlendiği kadın asla ilk istediği kadın değildir.
evli erkeklerin istedikleri kadın daha önceki biridir.
kafalarında hep biri kalır,daima...
bunun düşüncesi bile beni bitirir!
Hayata soru sormaktan sıkıldım,çünkü biliyorum ki;
hayat doğru cevapları olmayan bir sınav...
Bunları anlatınca açılabileceğime, konuşarak bazı yüklerin atılabileceğime inanıyorum. Katoliklere bir bak, Papazlar yüzyıllardır günah cıkararak insanları rahatlatabiliyorlar.
Di mi?
Sorun şu ki,ilişkilerimde herhalde kendime çok güvenirim imajı çizmişim,yalanların nedeni "senden çekindim" lafından mazeret görülmüştür.Benim yanımda ezilcekler gibi olurlar hep ne var bende?
Sonra,yalan söylenir çünkü;
ben çemkiririm,ben kızarım,ben küserim,ben tavır alırım.
istemediğim şeyi yapabiliyosan bu senn karaktersizliğin değil midir?
hem beni tanıyorsun hemde pişkin pişkin yalan söylüyorsun helal olsun.
"ilişkiden korkuyorum" dediğimde ben diğerinden farklıyım diyenlerin her daim farklılıklarını daha üst seviyede attıkları kazıklarla gördük.
sonra,"aşk" onların kitabında 10 dakikalık zevk herdaim.
istenilen alınır ve gidilir.
"seni daima seveceğim" derken tiyatrosunun bir bölümünü daha tamamlamıştır.
"bekle beni" şimdikini kullanıyım döndüğümde,sana geri gelicem.
"senden önce kimseyi sevmedim" bu rolümün bir parçası aslında,inan işte.
gibisinden.
pire için yorgan yakmak olmaz ama 1 doğru söyleyen erkek görmedim.
erkeklere hemcinslerini sorduğumda bile güvenme dediklerine göre neye güveniyim ki?
evet özlediğim biri var,platonik daha güzel aslında.
öylede kalıcak,erkekler hayatımda olmayacak.
"aşk" sadece sesli başlayıp sessizce biten 3 harflik,3 günlük,3saatlik bişey...
aşk heycan zaten. oda geçiyo...
hep bana böyle olmasından bıktım aslında.
hiç gelmesin,dahada soğuyorum böyle olunca,sımsıkı sarıcak kollar yerine gerizekalıların yalanlarını bulup yüzlerine çarpmaktan sıkıldım.
görürüm,susarım,sonra çarparım.
oda bölünür. sonra nolur? yalanları sıralar,ruh halimin içine eder ve gider...
”Sadece iki günümüz var yaşamak için. Bu günleri de aşağılık heriflerin önünde diz çökerek geçirmeye değmez.”demiş bir filozof.
Erkekler 1 damla yaşa bile değmez ne yazık ki!
Temelli gelen gider miydi? Ağlancak kişi ağlatır mıydı?
Bu soruların cevabı nedir!
Erkeklerin hayatları boyunca aradıkları aşk+aşk+aşk+aşk+aşk+aşk+aşk+aşk.
yani 3+3+3+3+....+3 gibi. heycan,kısa süreli,kullanımlık,yalancılılık.
sıkılmaya gelemezler zaten o ayrııı,onlar bulunmaz hint kumaşıdırlar ya :)
öküzlüklerde üstlerine yoktur ama.
bi süpriz yapmak,bir haykırmak çok zordur,herdaim onlar haklıdır ve ayarsız bizizdir. sorunlu biz.
dırdırcı biz.
biz olmayan şeyleri var etmeyiz,olan şeye laf ederiz,biz "aşk" değil "sevgi" yani 3 değil ∞ luğu arayanız.
3 her sayıyla 0 olurda,sonsuzluk yok olmaz.
ama bu dünyadada ∞ bunu hakeden varmıdır bilinmez.
Erkeklerin "ilk" kavramları skorlarına +1 sevgili eklendiğinde tazelenir.
Ne güzel,keşke erkek olsaymışım diyorum anasını satim,damga yemek yok,hesap soran yok.Doğa kadar özgürler;ağaca neden dalın yamuk diyemiyosak erkeklerede neden yamuksun diyemiyoruz,doğaları yamuk çünkü. sadakatsiz,gamsız olsak keşke.Keşke!
Biz affederiz,salak gibi! Ama erkek affettimi affetmese daha iyi.
Özür diliyince "ah canım" acıma duygusuyla tamam,ama unutuyoruz ki acıyan acıncak hale düşer nitekim öyle oluyor zaten :)
"bu çocuk sırılsıklam aşık" dediğimiz kişi bile,yapılmıcak şeyleri yapıyosa bi düşünmek gerekir.
ya tamamen sorun ben de yada ben dengesiz geribeyinzeka trafosuyum.
ve biliyorum ki bir erkeğin evlendiği kadın asla ilk istediği kadın değildir.
evli erkeklerin istedikleri kadın daha önceki biridir.
kafalarında hep biri kalır,daima...
bunun düşüncesi bile beni bitirir!
Hayata soru sormaktan sıkıldım,çünkü biliyorum ki;
hayat doğru cevapları olmayan bir sınav...
Bunları anlatınca açılabileceğime, konuşarak bazı yüklerin atılabileceğime inanıyorum. Katoliklere bir bak, Papazlar yüzyıllardır günah cıkararak insanları rahatlatabiliyorlar.
Di mi?
"sevgi"kelimesi çocukluk oyunlarımızdan sıcak,soğuğa benziyordu.
1 saattir ekranı değiştirip duruyorum,başlıyorum artık yazmaya.
bi anda geldi aklıma bu cümle.mantıklı geldi sonradan düşününce.
çocukken bir oda içinde olurduk,o odada ki eşyalardan birini seçerdik. bu sırada bunu tahmin etcek kişi dışarda dururdu.sonra odaya girerdi bulmaya çalışırdı,yaklaştıkça sıcak,sıcak,çok sıcak derdik.
uzaklaşınca bııııırrr!! derdik.
şimdi düşünelim hayat bir oda olsun,eşyalar;aşk ve sevgi. ebe biziz. sıcak soğuk;iyi kötü davranışlar,aşka ve sevgiye doğru yönelimlerimiz.
kaderin çizgisi ayrı olmak üzere kendi seçimlerimizle aldığımız yollar sıcak-soğuk olarak değişiyo...
sevgi istiyorsan içinden sıcağa doğru yönelmeye başlıyorsun,bulan mutlu oluyor.
sevgiyi sadece "yaşamak" için istiyorsan bi sıcak bi soğuk diye gerizekalılar gibi dolanıyosun.
sonunda sıcacık,çok sıcak dendiğinde buluyosun,ama o kadar soğuğu yedikten sonra,çatlakların oluyor,kırılıyosun...
hayat bir oyun,sevgi ve aşkta bu oyunun bölümlerinden sadece biri...
bi anda geldi aklıma bu cümle.mantıklı geldi sonradan düşününce.
çocukken bir oda içinde olurduk,o odada ki eşyalardan birini seçerdik. bu sırada bunu tahmin etcek kişi dışarda dururdu.sonra odaya girerdi bulmaya çalışırdı,yaklaştıkça sıcak,sıcak,çok sıcak derdik.
uzaklaşınca bııııırrr!! derdik.
şimdi düşünelim hayat bir oda olsun,eşyalar;aşk ve sevgi. ebe biziz. sıcak soğuk;iyi kötü davranışlar,aşka ve sevgiye doğru yönelimlerimiz.
kaderin çizgisi ayrı olmak üzere kendi seçimlerimizle aldığımız yollar sıcak-soğuk olarak değişiyo...
sevgi istiyorsan içinden sıcağa doğru yönelmeye başlıyorsun,bulan mutlu oluyor.
sevgiyi sadece "yaşamak" için istiyorsan bi sıcak bi soğuk diye gerizekalılar gibi dolanıyosun.
sonunda sıcacık,çok sıcak dendiğinde buluyosun,ama o kadar soğuğu yedikten sonra,çatlakların oluyor,kırılıyosun...
hayat bir oyun,sevgi ve aşkta bu oyunun bölümlerinden sadece biri...
bazen avucunda tuttuğun kelebeği uçurmak gerekir,zaten ömrü 1 günlüktür..
Hayat çooooook kısa ve biz faniler bu kısa hayatımızın yarısını üzülerek ziyan ediyoruz.Nolcak,her acı sonsuza dek sürmez,hiç bişiy eskisi gibi kalmaz ve her kötü şey bir iyilik doğurur ammavelakin ruh halimiz bozukken bunları düşünemiyoruz evet,normalde bunları öğütlemeyi çok iyi bilsekte.
O moral bozukluğuyla düşüncelerimizde uçurumdan yuvarlanan bi araba gibidir,ya hasar alır yaralanırsın yada tamamen batırırsın herşeyi,gözlerini sonsuzluğa kaparsın.İnanmakta böyledir,ya birşeyden emin olursun yada şüphe duysanda inanırsın.Birşeye inandık mı onu bırakamayız asla.
Aslında şu dünyada hiçbirşey bizim değildir ki!! Tek sahibi olduğumuz şey ruhumuz,zaten o da öldükten sonra gidiyor.E ne kaldı geriye? Hiçbirşey! ama biz olmayanları elimizde tutmaya çalışıyoruz,ömrümü kelebek ömrüne,hayallerim ve bağlılıklarımı kelebeğin uçmasına benzettim.Ömrüm istediklerim doğrultusunda kısa kalıyor,olmayacak şeyleri oldurma çabalarım yetmiyor,zorluyorum.Hiçbirşey bana ait değil bu dünyada gidince üzülmemem gerekir aslına bakarsak.Gidici birşeye örnek verelim,sevgili.
Zaten senin olsa gider miydi?Ayrılınca tekrar barışmak diye bişeye inanmıyorum artık.Barışıyosan niye ayrıldın? Yada ayrılmanı gerektircek bitirici bi hamle olması gerekirdi dimi? Ex'ten next olmaz lafı çok uyuyo bunada.Bişeyler bitmişsse,başlamaz tekrardan!Çıkarın bunu o koca kafanızdan.Bana geç düştü ama düştü.
"Nokta koymuşsan,virgül yapmayacaksın onu,noktalıyacaksın.Tekrarlamamak üzere!"Bırak,uçsun elinden o kelebek.Onunda ömrü 1 gün değil mi? O kelebek gider,başka uçacak kelebek gelir. Gidene git diye zorlayan olmadı nihayetinde.Sen ömrünü o gitti diye heba edersen,kelebektende önce gidersin bu diyardan. Sevgili arayışı olmadan,yada hayatı zorlamadan yaşa ne yaşayacaksan.Zorlarsan doğallığını bozarsın,ayarları gider.Sevgili gereksiz bi eylem aslında. Çok mu gerekli hayır!
Sevgili sevgili diye yırtınanlara bi bakarsak görücez ki,hiç işi olmayan,boş işlerle uğraşan yada kendisiyle kompleksleri olan tiplerdir.
Çok yoğun insanların ve kendine güvenen insanların sevgili arayışları olmaz!
O nasılsa gelir düşüncesi vardır.
Ben en sonunda şu kanıya vardım,kimse sevgime layık değil,çok duygusal olduğumdan abartılarım oluyor,kendimi engelliyorum,hayatı yaşamıyorum,gülümsemem gidiyor elimden.Bir kelebeği elimde tutamazken başka kelebekler arıyorm biliyorum ki o nasılsa ölücek.
Ama artık diyorum ki;
Gelme artık kelebek,sen uç hep.Başka bi avuçta,başka bir yerde.Benden uzakta öl.
Seni izlemesi,hayalini uzaktan kurmak daha güzel!
O moral bozukluğuyla düşüncelerimizde uçurumdan yuvarlanan bi araba gibidir,ya hasar alır yaralanırsın yada tamamen batırırsın herşeyi,gözlerini sonsuzluğa kaparsın.İnanmakta böyledir,ya birşeyden emin olursun yada şüphe duysanda inanırsın.Birşeye inandık mı onu bırakamayız asla.
Aslında şu dünyada hiçbirşey bizim değildir ki!! Tek sahibi olduğumuz şey ruhumuz,zaten o da öldükten sonra gidiyor.E ne kaldı geriye? Hiçbirşey! ama biz olmayanları elimizde tutmaya çalışıyoruz,ömrümü kelebek ömrüne,hayallerim ve bağlılıklarımı kelebeğin uçmasına benzettim.Ömrüm istediklerim doğrultusunda kısa kalıyor,olmayacak şeyleri oldurma çabalarım yetmiyor,zorluyorum.Hiçbirşey bana ait değil bu dünyada gidince üzülmemem gerekir aslına bakarsak.Gidici birşeye örnek verelim,sevgili.
Zaten senin olsa gider miydi?Ayrılınca tekrar barışmak diye bişeye inanmıyorum artık.Barışıyosan niye ayrıldın? Yada ayrılmanı gerektircek bitirici bi hamle olması gerekirdi dimi? Ex'ten next olmaz lafı çok uyuyo bunada.Bişeyler bitmişsse,başlamaz tekrardan!Çıkarın bunu o koca kafanızdan.Bana geç düştü ama düştü.
"Nokta koymuşsan,virgül yapmayacaksın onu,noktalıyacaksın.Tekrarlamamak üzere!"Bırak,uçsun elinden o kelebek.Onunda ömrü 1 gün değil mi? O kelebek gider,başka uçacak kelebek gelir. Gidene git diye zorlayan olmadı nihayetinde.Sen ömrünü o gitti diye heba edersen,kelebektende önce gidersin bu diyardan. Sevgili arayışı olmadan,yada hayatı zorlamadan yaşa ne yaşayacaksan.Zorlarsan doğallığını bozarsın,ayarları gider.Sevgili gereksiz bi eylem aslında. Çok mu gerekli hayır!
Sevgili sevgili diye yırtınanlara bi bakarsak görücez ki,hiç işi olmayan,boş işlerle uğraşan yada kendisiyle kompleksleri olan tiplerdir.
Çok yoğun insanların ve kendine güvenen insanların sevgili arayışları olmaz!
O nasılsa gelir düşüncesi vardır.
Ben en sonunda şu kanıya vardım,kimse sevgime layık değil,çok duygusal olduğumdan abartılarım oluyor,kendimi engelliyorum,hayatı yaşamıyorum,gülümsemem gidiyor elimden.Bir kelebeği elimde tutamazken başka kelebekler arıyorm biliyorum ki o nasılsa ölücek.
Ama artık diyorum ki;
Gelme artık kelebek,sen uç hep.Başka bi avuçta,başka bir yerde.Benden uzakta öl.
Seni izlemesi,hayalini uzaktan kurmak daha güzel!
14 Mart 2010 Pazar
tekerlemelerim :D
Canım çok sıkıldı Pazar günü eğlencem bu olsun dedim :)
eğlendim de!
it iti itti,bit iti itti,it biti itti.bit gitti, it gitti.itti, bitti, gitti.
(ağzınızda bir şey olmalı söylerken)
Şu karşıki kurukahvecinin gagası çıkık burnu kırık karakancoloz kalfası Hakkı karışıklığa getirip kahveye kavruk kakule kırığı kattı.
Elalem ala dana aldı aladanalandı da biz bir ala dana alıp aladanalanamadık.
Çatalca'da başı çıbanlı topal çoban, çatal sapan yapar satar.
bir tarlaya bir şinik kekere mekere ekmişler ... tarlaya ekilen bir şinik kekere mekereye iki kel kürtik kör kirpi dadanmış ... dişi kel kürtik kör kirpinin kürkü yırtılınca , erkek kel kürtik kirpinin kürkünü dişi kel kürtik kör kirpinin yırtık kürküne yamamışlar.(zeki müren muhteşem söyler bunu)
şu köşe yaz köşesi şu köşe kış köşesi ortada su şişesi
bu pikap
şu pikap
o pikap
2 tur söyleyin,papik,kipap,kapik kljkldjgkdj
siz kapı gıcırdatıcılarından mısınız , yoksa ocak kıvılcımlandırıcılarından mı ?
şişkoyum ben şişko
bir nevi dobişko
ay em fırom
sanfıranşişko
bu bahçe başka bahçe
şu bahçe başka bahçe
o bahçe başka bahçe
deneylerim göstermiştir ki üstü üste 10 kez söyleyemen(!)
what a pity for a kitty to live in a city.
sizin damda var, beş boz başlı beş boz ördek,
bizim damda var beş boz başlı beş boz ördek,
sizin damdaki beş boz başlı beş boz ördek
bizim damdaki beş boz başlı beş boz ördeğe,
siz de bizcileyin beş boz başlı beş boz ördek misiniz
kunduracı kazım karakuş karısının kafasını kundura kalıbıyla kırdı. karısının kafasını kundura kalıbıyla kıran kazım karakuş karakola kaldırıldı. karısının kafasını kundura kalıbıyla kırmak kabahatinden karakola kaldırılıan kazım karakuş karakoldan kaçarak kurtuldu.
eller bazlamalandıda biz mi bazlamalanamadık.
bu mumcunun mumu umumumuzun mumudur.
pireli peyniri perhizli pireler teperlerse pireli peynirler de pır pır pervaz ederler.(tek nefeste söyledim!)
eğlendim de!
it iti itti,bit iti itti,it biti itti.bit gitti, it gitti.itti, bitti, gitti.
(ağzınızda bir şey olmalı söylerken)
Şu karşıki kurukahvecinin gagası çıkık burnu kırık karakancoloz kalfası Hakkı karışıklığa getirip kahveye kavruk kakule kırığı kattı.
Elalem ala dana aldı aladanalandı da biz bir ala dana alıp aladanalanamadık.
Çatalca'da başı çıbanlı topal çoban, çatal sapan yapar satar.
bir tarlaya bir şinik kekere mekere ekmişler ... tarlaya ekilen bir şinik kekere mekereye iki kel kürtik kör kirpi dadanmış ... dişi kel kürtik kör kirpinin kürkü yırtılınca , erkek kel kürtik kirpinin kürkünü dişi kel kürtik kör kirpinin yırtık kürküne yamamışlar.(zeki müren muhteşem söyler bunu)
şu köşe yaz köşesi şu köşe kış köşesi ortada su şişesi
bu pikap
şu pikap
o pikap
2 tur söyleyin,papik,kipap,kapik kljkldjgkdj
siz kapı gıcırdatıcılarından mısınız , yoksa ocak kıvılcımlandırıcılarından mı ?
şişkoyum ben şişko
bir nevi dobişko
ay em fırom
sanfıranşişko
bu bahçe başka bahçe
şu bahçe başka bahçe
o bahçe başka bahçe
deneylerim göstermiştir ki üstü üste 10 kez söyleyemen(!)
what a pity for a kitty to live in a city.
sizin damda var, beş boz başlı beş boz ördek,
bizim damda var beş boz başlı beş boz ördek,
sizin damdaki beş boz başlı beş boz ördek
bizim damdaki beş boz başlı beş boz ördeğe,
siz de bizcileyin beş boz başlı beş boz ördek misiniz
kunduracı kazım karakuş karısının kafasını kundura kalıbıyla kırdı. karısının kafasını kundura kalıbıyla kıran kazım karakuş karakola kaldırıldı. karısının kafasını kundura kalıbıyla kırmak kabahatinden karakola kaldırılıan kazım karakuş karakoldan kaçarak kurtuldu.
eller bazlamalandıda biz mi bazlamalanamadık.
bu mumcunun mumu umumumuzun mumudur.
pireli peyniri perhizli pireler teperlerse pireli peynirler de pır pır pervaz ederler.(tek nefeste söyledim!)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
