14 Eylül 2010 Salı
bordo oje-eski sevgili
bordo ojem gibisin,bu sefer sürcem güzel durcak diyorum yok.sürünce çıkarıyorum.gelmeni bekliyorum,gelsen belki istemicem,eskisi gibi olmıcak. sen en iyisi sürmek isteyip süremediğim bordo ojem olarak kal.
13 Eylül 2010 Pazartesi
Bulupta kaybetmek..
09 Ocak 2009 Cuma, 21:54
Birini uzun zamandan sonra bulursun işte bu dediğin an bazı nedenler yüzünden elinden kum tanesinin aktığı gibi kayıp gider..
Çok istersin ama zordur gelmesi..
Düşünürsün yorganı çekip üzerine,korkarsın,üşürsün,küçük bi bebek gibi..Emzik istermişcesine ağlamak istersin aslında senden kaçırılan o masum,mutlu bi ömürdür..
Belki de elinden ilk kayıp gittiğinde anlamazsın değerini ama en ufak bişiy bile seni darmadağın etmeye yeter..Hayat senle dalga geçer ismini bile duyunca ürperirsin..Hayat bu olsa gerek, sonra birini bulursun ama o hayaller kurduğun,işte bu dediğin insan gibi olması imkansızdır hep.Bi gün gelcek diye beklersin,yatağına yatınca belki o başkasıyla yada o da beni düşünüyo mu dersin..Hep beynini kemirir bu sorular.Bi gün arıcak dersin belki oda senden bekliyodur ama tek bilinen bişi var sen bu haldeyken o senin hakkında neler düşünüyo belki de bunu bidaha hiç bilemicek olman.Hayat ne garip dimi?
Sürekli elimizden bişi alır hiç bişi vermez..
Ama herşeye rağmen yaşamak güzel acılarda olmasa..
maylayf.

30 Ocak 2010 Cumartesi, 20:18
"Yaşamak için hep sebebiniz hisleriniz olsun,menfaatleriniz değil "ve bu yüzden iyi insanlar kaybedicek her daim,ama karar verdim ben ikisini de yapabilirim. Ayağa kalkabilirim.
Mutluyum çünkü;
Sevenim çok,duygularımı hırs uğruna harcamam,sevenim var bana özel...
O beni gerçekten mutlu ediyo,mesajlarıyla,davranışlarıyla,bana gözlerimi açmayı öğretti.Kanadım kırılmıştı,kırık kanatlı kuş rolüne bürünmüştüm,o bana hayata dönmeyi gösterdi.Evet o benim bi parçam oldu artık.
Daldan dala atlanılan bi blog oldu ama ama ben mutlu olunca böylesine saçmalıyorum işte,ah sen..
Hayatımda bi obje olara durup gözüme gözüme sokulurken görememişim önümde ki tozlardan,silkelenip kendime gelince eşsiz parça olduğunu anladım :)
"Herşeyin herzaman bir açıklaması yoktur..." lafını öğrendim senle,sürekli "neden" diye sormakla hayat geçmezmiş,"keşke" demeyi bıraktım "iyi ki" demeye başladım.Anladım ki hayat bir nefes alıp vermek basit bişey ve
o arada ki süre kadar kısaymış..."Dünyayı değiştiremiyorsan, Dünyanı değiştir." bu lafı değiştiremediğim ama sevip,uğraştığım insanlar için yazıyorum.
Sizi değiştiremedim,öyleyse kendimi değiştireyim dedim,bi de bunu deneyelim kısacık ömrümüz de,"yapsaydım" dediğim bişiy kalmasın."Kalpleri acıtan aşklar değildir.O aşklarda yaşanan pişmanlıklardır...." lafı bana uygun gelmeye başladı çünküüüü,aşık olmamışım şuan hissettiklerimin yanında öncekiler hiçmiş,sadece içimde bi sindirilmemiş şeyler varsa o da yaşanmışlıkların üzerine gelen haksızlıklardır.Zamanla herşey unutulur nasılsa olsun :)"Hayatı yaşamanın iki yolu vardır: Biri hiçbir şeyin mucize olmadığını düşünmek, diğeri herşeyin bir mucize olduğunu düşünmek..." son olarak ta bunu söyleyerek bitirmek istiyorum bloğumu.Hımm şey,bu blog genel sözlerden ibaretti,ama bu cümle herşeyi özetledi.Önceden hiç bişiye inanmıyoken ben şimdi mucizelere inanıyorum çünkü var.O benim mucizem,gözüme gözüme sokulan bi mucize hemde.Mutluluğu melekler içimize saklamıştı.Buldum! ve artık biliyorum ki ve ona bunu söylüyorum;Seveceksen ölçülü sev ki sevgin uzun sürsün; çok hızlı giden de çok yavaş giden gibi geç varır hedefe.Herşeyi hissederek,benimseyerek yaşamayı tercih ettim,yalanın hırsın ve sahteliğin olmadığı bi hayatı,onunla."O" kim söylemem,"O" sadece benim! Mutluluğum ve huzurum!"Hiç kimse duymak istemeyenler kadar sağır olamaz." duymuyorum artık,sağır oldum bakın.Mutluyum da,bu sefer Peri Masalı'mı kimsenin bozmasına izin vermicem,mucizeler dolu hayatta,o en büyük mucize...
Günlük Neden Tutmuyorum?
05 Mart 2010 Cuma
Hep düşündüm,niye günlük tutmuyorum diye ve tuttuğum günlükleri neden bir zaman sonra yırttığımı...Aslında öldükten sonra beni yaşatıcak şeylerden biri bu.
Günlük tutamamamın sebebi o koca sayfayı doldurmanın ölüm gibi gelmesi,bir çoğunuz okurken "ah bende"diyeceksiniz...Halbu ki onu niye doldurmak zorunda hissediyorum ki kendimi? Ruh halim doldurmak istemiyor zorla yazıyorum birşeyler karalıyorum,saçmalıyorum,sırf boş kalmasın diye...
Şunu düşünemiyorum,hayatımın her gününü koca bir sayfayı dolduracak kadar değerli,önemli ve dolu dolu yaşadım mı?Hayır,hem de koca bir hayır! İnsanın hayatında hergünü koca bir sayfayı doldurcak kadar uzun olmuyor ne yazık ki... Nedense,o boşluklar zorla doldurulmaya çalışılır.Defterdekini doldurana kadar hayatında ki boşlukları doldursan nasıl olur sanki?Kendini kalıba sokmak gibi birşey bu,zorla hemde!
İnsanlar "keşke bunu yapsaydım" gibi "keşke"'li cümleler kurarlar hep,bana söyler misiniz bugünün dünden neden farklı olduğunu?Neye geç kaldık biz?Ne geçmiş olabilir ki...Belki de günlüğümün çoğu zaman boş kalmasının sebebi "keşke"lerimdir...
Çukurlar bile tam dolmazken,ben "keşkelerim" için dolduramadığım hayatımın nasıl kağıdımı doldurmasını bekleyebilirim ki?!
Hep düşündüm,niye günlük tutmuyorum diye ve tuttuğum günlükleri neden bir zaman sonra yırttığımı...Aslında öldükten sonra beni yaşatıcak şeylerden biri bu.
Günlük tutamamamın sebebi o koca sayfayı doldurmanın ölüm gibi gelmesi,bir çoğunuz okurken "ah bende"diyeceksiniz...Halbu ki onu niye doldurmak zorunda hissediyorum ki kendimi? Ruh halim doldurmak istemiyor zorla yazıyorum birşeyler karalıyorum,saçmalıyorum,sırf boş kalmasın diye...
Şunu düşünemiyorum,hayatımın her gününü koca bir sayfayı dolduracak kadar değerli,önemli ve dolu dolu yaşadım mı?Hayır,hem de koca bir hayır! İnsanın hayatında hergünü koca bir sayfayı doldurcak kadar uzun olmuyor ne yazık ki... Nedense,o boşluklar zorla doldurulmaya çalışılır.Defterdekini doldurana kadar hayatında ki boşlukları doldursan nasıl olur sanki?Kendini kalıba sokmak gibi birşey bu,zorla hemde!
İnsanlar "keşke bunu yapsaydım" gibi "keşke"'li cümleler kurarlar hep,bana söyler misiniz bugünün dünden neden farklı olduğunu?Neye geç kaldık biz?Ne geçmiş olabilir ki...Belki de günlüğümün çoğu zaman boş kalmasının sebebi "keşke"lerimdir...
Çukurlar bile tam dolmazken,ben "keşkelerim" için dolduramadığım hayatımın nasıl kağıdımı doldurmasını bekleyebilirim ki?!
kazık yemişsen oku beni.

05 Nisan 2010 Pazartesi
hayat ağlamak için çok gereksiz,üzülmek için çok basit,değer vermek için çok değersiz,beklemek için çok kısa,hayatta herşeyi yaşamak mümkün,önemli olan insanların içindeki sayıları görmek,0 ı bulup herşeyi değersizleştirmek için çarpmamak.
anlıyosun dimi?
gülümse,herdaim.
gülümsemek yaşamı anlamlı hale getirir,her neiçin gülüyosan gül,yeter ki hayata karşı gel.kimse için kendini bırakma,çünkü onlar hiçbi zaman seni tutmayacaklardır.
"Engel"'leri kaldırmak...
28 Mart 2010 Pazar
Hassas olduğum bir konu üzerine bugün küçük bir konferansa çağrıldım...Çok duygusal bir yapım olduğundan normal insanlardan farklı olan insanlara çok ilgi duymuşumdur ya da sizin anlayacağınız gibi söyleyeyim; Yaşlı,deli,engelli gibi...
Bugün "Engelli" kavramının ne olduğunu tamamiylen öğrendim,biçoğumuz "Engelli" kavramına direkt,özürlü diye yaklaşırız.Bende bir huy vardır bir kavramı simgeleyen ismi parçalara bölerek sorgularım.Engelli abimiz bize bu konuyu anlatırken ben de kafamda böldüm,şu sonuca ulaştım."Özürlü" dendiğinde,parçalara bölüyorum anlaşılır bişey çıkaramıyorum.Özür,neye özür,kime özür yok.
"Engelli" dendiğinde hem daha adaplı oluyor hemde parçalara bölündüğünde daha anlaşılır bir anlam veriyor bana."Engel" bir şeyi yapamamak,önünde engelleri yada engeli olması gibi. Bunu yapamayan kişi de otomatikman "Engelli" oluyor. Nedir bu birşeyi yapamamak?Hayatını tek başına sürdürememek gibi.
Yemek yemek,tuvalete gitmek,yürümek gibi...Bizden tek farkları biz tek başımıza yaşayabilirken,onlar yardım alarak yaşıyorlar.O kadar garipsencek bir durum değil.
Bende dahil olmak üzere görünce direkt olarak acır gibi bakmak,haline üzülmek gibi hislerim oluşuyor.
Bu o kadar saçma ki,kendimden utandım.Bu "Engelli" dediğimiz kişiler, sadece sakat insanlar değilmiş meğer."Engelli" kategorisine; kanser,böbrek yetmezliği gibi hastalıkları olan da giriyor.Düşündüm,mantıklı geldi.Engeli var çünkü!
Şunu düşünmüşümdür,duyma ve görme engeli olan insanlar için ayrıyetten neden kitap basmadıklarını.
Sordum sordum bulamadım cevabını,toplumun onları bi bakıma dışladığını düşündüm.
Bunu da düşünmemi sağlayan şey bir gece izlediğim filmdir.
Adı Okuyucu'ydu.Filmin engelli bir insanla alakası yok,sadece 40'ından sonra bir kadının nasıl okuma yazmayı tek başına öğrendiğini anlatıyordu. Sırf utandığı için,okuma yazmayı bilmediğini söylememesinden dolayı hayatının sonuna kadar hapiste kalacaktı.Sevdiği adam ona her gece kitap okuyup,sesini kasede doldurdu ve kadına yolladı,kadın kitabı açarak benzer kelimeleri çizerek,dinleyip takip ederek,not alarak okumayı öğrendi.Yaşı 40'ı geçmişken hemde...Sonra ben bunu "Engelli" kişiler üzerinde düşündüm.
Neden onlar için sayfası dolgulu kitaplar çıkarılmıyor yada körler için neden o kitabın sesli okunmuş hali yok? Kitap okumayı seven sadece Engel'i olmayan insanlar mı?
Aslında böyle yaparak insanlar da bir engel koyuyor onlara...Çok üzülmüştüm bunu düşününce.Düşündüm,düşündüm bulamadım mantıklı bir cevap,hiç biri beni tatmin etmedi.
Sonra engelli abimiz anlatmaya devam etti...Engellilerin sürekli matematiksel hesaplar yaptığı konusuna değindi,"'şurdan şuraya kaç adımda giderim?','kafamı kaşımam için kaç derece kolumu kaldırmalıyım?'" gibisinden...Bizden daha çok kafalarını çalıştırıyorlar ve ben inatla şu görüşümü savunuyorum,"onlar bizden daha zeki." Çünkü,engelli abimiz gene anlatmaya devam ettiğinde ünlü kişilerden örnek verdi.
Misal,Stephan Hawking,Beethoven,Aşık Veysel gibi...
Beethoven'ı gördüğümde "eee nesi engelli bu adamın?"dedim.İlk aklıma gelen "kör" oluşuydu.
Sonunda sağır olduğunu öğrenince şok geçirdim resmen!Nasıl yani yahu?Bu adam o kadar güzel klasik müzik yapıp nasıl sağır olur!Bizim gözlerimizi kapayıp yürüyemediğimizi düşünün ama bu insan hiç birşey duymamasına rağmen şuan hala dinlenmekte olan müzikleri yaptı!Bu gerçekten olağanüstüydü benim için.
Engel sadece görünürde sanırım,iç yüzünde eğer sen içinde ki engelleri kaldırabilmişsen "ipini koparmış" bir insan kadar özgürsün.Eğer gerçekten toplum tarafından dışlansaydı,kendiyle barışık olmasaydı o sağır Beethoven "ot" diye nitelendirdiğimiz insanlar gibi sadece ömrünün sonuna kadar 3 şeyi yaparak ölümünü beklerdi ama o öyle olmadı!Ne kadar heycan verici değil mi?
Burda anlatmak istediğim şey insanın dış görünüşünde engeller olabilir,içinde olmasın yeter ki.Sonradan olanlar dışında doğuştan belirli nedenler yüzünden "Engelli" doğmuş kişilerin ben özel olduklarını düşünüyorum.Zihinsel engelliler mesela,acayip duygusal bir yapıya sahiptirler.Her ne hikmetse onların bulunduğu ortamda olduğum zaman kesin ürkerek yerimden zıplamışımdır,kesin biri kolumu tutmuştur yada saçımı okşamaya başlayan biri vardır,konuşurlar benle.Hissettikleri için kimin yanına gidiceklerini iyi bilirler.Hisleri bizlerden daha çok gelişmiştir çünki,şimdi gözlerinizi kapayın ve yürüyün dediğim anda birçoğunuz düşecektir eminim,onlar bir zaman sonra hissetmeye başlıyorlar,nerede engel vardır,nerede bu vardır diye.
Sonra bir örnekle sonuca bağladı abimiz,Sakıp Sabancı'dan başkasını düşünemezdik elbette.Sakıp Sabacı ve ailesi Türkiye'nin en zengin ailelerinden biri olmasına rağmen maalesef paranın her kapıyı açmıyacağını,ne kadar paran olursa olsun sağlığını parayla satın alamıyacağını ve akraba evliliğinin sonucunu bize gösterdiler...Sakıp Sabancı akraba evliliği yapmıştı,bunun sonucunda "Engelli" bir oğlu olmuştu.Bu lafı hep içimde yaradır,hep anneannemin sağlığının kıymetini bil öğütlerine verdiği örneklerden de biridir üstelik...Sakıp Amcamız demiş ki;‘‘Araba fabrikası kurdum ama oğluma bir araba alamadım. Çünkü oğlum konuşamıyor...’’ Gerçi televizyonlara çıkıp: ‘‘Bakın biz akraba evliliği yaptık. Çok sakıncalı. Siz yapmayın, bu hataya düşmeyin’’ demesini de bilirdi ama burda verilmek istenilen mesaj çok zenginlerinde böyle acılar yaşayabildiği...
Benim eklemek istediğim son birşey kaldı galiba...Hep dikkat ettim,biz hep şöyle yapıyoruz bir gece önceden yüzümüzde sivilce yokken sabah kalktığımızda koskocaman sivilceyi gördüğümüzde bunalıma giriyoruz."Engelli" olan kişiler ne yapmalı? Onların ki bizim sivilcemiz kadar hafif değil ama onlar her daim kendileriyle dalga geçebilen,daha ılımlı,daha eğlenceli ve bizim yapamadığımız şeyi yapıp hayatı iliklerine kadar hissedip,yaşayan insanlar.Sağlık sorunları olmayıp,değerini bilmeyen insanlar için bence böyle insanlar var.Halinden saçma sapan şikayet eden insanlar,bir de görmeseydi ya da duymasaydı ne olurdu acaba?Onlar şunu yapabiliyorlar işte.Bembeyaz olarak gördüğü dünyayı renklendiriyor kendi kafasında.Daha toz pembe,daha temiz.
Sadece bir gözünüzü kapayın ve etrafa bakın sadece ama sadece 10 dakika.
Kaçıncı dakika da bırakırsınız?Dayanamazsınız.İçinize sıkıntı basar. Onları düşünün,duydukları sesin peşinden gidiyorlar,göremediği herşeye kendi kafasında hayal gücünde bir anlam yüklüyor.
Öyle yaşıyor,mutlu oluyor...
Sağlık sorunu olmayan insan ise elinde ki değeri anlamayıp,asıl "Engel"i sağlıklı bedenine koyuyor.
Bana kalırsa asıl Engelli kişiler,hayatı yaşamasını bilmeyenler yani hayata ENGEL koyanlar :)
Hassas olduğum bir konu üzerine bugün küçük bir konferansa çağrıldım...Çok duygusal bir yapım olduğundan normal insanlardan farklı olan insanlara çok ilgi duymuşumdur ya da sizin anlayacağınız gibi söyleyeyim; Yaşlı,deli,engelli gibi...
Bugün "Engelli" kavramının ne olduğunu tamamiylen öğrendim,biçoğumuz "Engelli" kavramına direkt,özürlü diye yaklaşırız.Bende bir huy vardır bir kavramı simgeleyen ismi parçalara bölerek sorgularım.Engelli abimiz bize bu konuyu anlatırken ben de kafamda böldüm,şu sonuca ulaştım."Özürlü" dendiğinde,parçalara bölüyorum anlaşılır bişey çıkaramıyorum.Özür,neye özür,kime özür yok.
"Engelli" dendiğinde hem daha adaplı oluyor hemde parçalara bölündüğünde daha anlaşılır bir anlam veriyor bana."Engel" bir şeyi yapamamak,önünde engelleri yada engeli olması gibi. Bunu yapamayan kişi de otomatikman "Engelli" oluyor. Nedir bu birşeyi yapamamak?Hayatını tek başına sürdürememek gibi.
Yemek yemek,tuvalete gitmek,yürümek gibi...Bizden tek farkları biz tek başımıza yaşayabilirken,onlar yardım alarak yaşıyorlar.O kadar garipsencek bir durum değil.
Bende dahil olmak üzere görünce direkt olarak acır gibi bakmak,haline üzülmek gibi hislerim oluşuyor.
Bu o kadar saçma ki,kendimden utandım.Bu "Engelli" dediğimiz kişiler, sadece sakat insanlar değilmiş meğer."Engelli" kategorisine; kanser,böbrek yetmezliği gibi hastalıkları olan da giriyor.Düşündüm,mantıklı geldi.Engeli var çünkü!
Şunu düşünmüşümdür,duyma ve görme engeli olan insanlar için ayrıyetten neden kitap basmadıklarını.
Sordum sordum bulamadım cevabını,toplumun onları bi bakıma dışladığını düşündüm.
Bunu da düşünmemi sağlayan şey bir gece izlediğim filmdir.
Adı Okuyucu'ydu.Filmin engelli bir insanla alakası yok,sadece 40'ından sonra bir kadının nasıl okuma yazmayı tek başına öğrendiğini anlatıyordu. Sırf utandığı için,okuma yazmayı bilmediğini söylememesinden dolayı hayatının sonuna kadar hapiste kalacaktı.Sevdiği adam ona her gece kitap okuyup,sesini kasede doldurdu ve kadına yolladı,kadın kitabı açarak benzer kelimeleri çizerek,dinleyip takip ederek,not alarak okumayı öğrendi.Yaşı 40'ı geçmişken hemde...Sonra ben bunu "Engelli" kişiler üzerinde düşündüm.
Neden onlar için sayfası dolgulu kitaplar çıkarılmıyor yada körler için neden o kitabın sesli okunmuş hali yok? Kitap okumayı seven sadece Engel'i olmayan insanlar mı?
Aslında böyle yaparak insanlar da bir engel koyuyor onlara...Çok üzülmüştüm bunu düşününce.Düşündüm,düşündüm bulamadım mantıklı bir cevap,hiç biri beni tatmin etmedi.
Sonra engelli abimiz anlatmaya devam etti...Engellilerin sürekli matematiksel hesaplar yaptığı konusuna değindi,"'şurdan şuraya kaç adımda giderim?','kafamı kaşımam için kaç derece kolumu kaldırmalıyım?'" gibisinden...Bizden daha çok kafalarını çalıştırıyorlar ve ben inatla şu görüşümü savunuyorum,"onlar bizden daha zeki." Çünkü,engelli abimiz gene anlatmaya devam ettiğinde ünlü kişilerden örnek verdi.
Misal,Stephan Hawking,Beethoven,Aşık Veysel gibi...
Beethoven'ı gördüğümde "eee nesi engelli bu adamın?"dedim.İlk aklıma gelen "kör" oluşuydu.
Sonunda sağır olduğunu öğrenince şok geçirdim resmen!Nasıl yani yahu?Bu adam o kadar güzel klasik müzik yapıp nasıl sağır olur!Bizim gözlerimizi kapayıp yürüyemediğimizi düşünün ama bu insan hiç birşey duymamasına rağmen şuan hala dinlenmekte olan müzikleri yaptı!Bu gerçekten olağanüstüydü benim için.
Engel sadece görünürde sanırım,iç yüzünde eğer sen içinde ki engelleri kaldırabilmişsen "ipini koparmış" bir insan kadar özgürsün.Eğer gerçekten toplum tarafından dışlansaydı,kendiyle barışık olmasaydı o sağır Beethoven "ot" diye nitelendirdiğimiz insanlar gibi sadece ömrünün sonuna kadar 3 şeyi yaparak ölümünü beklerdi ama o öyle olmadı!Ne kadar heycan verici değil mi?
Burda anlatmak istediğim şey insanın dış görünüşünde engeller olabilir,içinde olmasın yeter ki.Sonradan olanlar dışında doğuştan belirli nedenler yüzünden "Engelli" doğmuş kişilerin ben özel olduklarını düşünüyorum.Zihinsel engelliler mesela,acayip duygusal bir yapıya sahiptirler.Her ne hikmetse onların bulunduğu ortamda olduğum zaman kesin ürkerek yerimden zıplamışımdır,kesin biri kolumu tutmuştur yada saçımı okşamaya başlayan biri vardır,konuşurlar benle.Hissettikleri için kimin yanına gidiceklerini iyi bilirler.Hisleri bizlerden daha çok gelişmiştir çünki,şimdi gözlerinizi kapayın ve yürüyün dediğim anda birçoğunuz düşecektir eminim,onlar bir zaman sonra hissetmeye başlıyorlar,nerede engel vardır,nerede bu vardır diye.
Sonra bir örnekle sonuca bağladı abimiz,Sakıp Sabancı'dan başkasını düşünemezdik elbette.Sakıp Sabacı ve ailesi Türkiye'nin en zengin ailelerinden biri olmasına rağmen maalesef paranın her kapıyı açmıyacağını,ne kadar paran olursa olsun sağlığını parayla satın alamıyacağını ve akraba evliliğinin sonucunu bize gösterdiler...Sakıp Sabancı akraba evliliği yapmıştı,bunun sonucunda "Engelli" bir oğlu olmuştu.Bu lafı hep içimde yaradır,hep anneannemin sağlığının kıymetini bil öğütlerine verdiği örneklerden de biridir üstelik...Sakıp Amcamız demiş ki;‘‘Araba fabrikası kurdum ama oğluma bir araba alamadım. Çünkü oğlum konuşamıyor...’’ Gerçi televizyonlara çıkıp: ‘‘Bakın biz akraba evliliği yaptık. Çok sakıncalı. Siz yapmayın, bu hataya düşmeyin’’ demesini de bilirdi ama burda verilmek istenilen mesaj çok zenginlerinde böyle acılar yaşayabildiği...
Benim eklemek istediğim son birşey kaldı galiba...Hep dikkat ettim,biz hep şöyle yapıyoruz bir gece önceden yüzümüzde sivilce yokken sabah kalktığımızda koskocaman sivilceyi gördüğümüzde bunalıma giriyoruz."Engelli" olan kişiler ne yapmalı? Onların ki bizim sivilcemiz kadar hafif değil ama onlar her daim kendileriyle dalga geçebilen,daha ılımlı,daha eğlenceli ve bizim yapamadığımız şeyi yapıp hayatı iliklerine kadar hissedip,yaşayan insanlar.Sağlık sorunları olmayıp,değerini bilmeyen insanlar için bence böyle insanlar var.Halinden saçma sapan şikayet eden insanlar,bir de görmeseydi ya da duymasaydı ne olurdu acaba?Onlar şunu yapabiliyorlar işte.Bembeyaz olarak gördüğü dünyayı renklendiriyor kendi kafasında.Daha toz pembe,daha temiz.
Sadece bir gözünüzü kapayın ve etrafa bakın sadece ama sadece 10 dakika.
Kaçıncı dakika da bırakırsınız?Dayanamazsınız.İçinize sıkıntı basar. Onları düşünün,duydukları sesin peşinden gidiyorlar,göremediği herşeye kendi kafasında hayal gücünde bir anlam yüklüyor.
Öyle yaşıyor,mutlu oluyor...
Sağlık sorunu olmayan insan ise elinde ki değeri anlamayıp,asıl "Engel"i sağlıklı bedenine koyuyor.
Bana kalırsa asıl Engelli kişiler,hayatı yaşamasını bilmeyenler yani hayata ENGEL koyanlar :)
aşk resim yapmaktır,aşk bir pencere gibidir fazla açarsan havanı alırsın,aşk ihanettir.

05 Nisan 2010 Pazartesi
Aşk'ı aslında yaşadım mı,yaşamadım mı bilmiyorum.Ammavelakin şunu biliyorum ki aşk resim yapar,resimde en kötü ihtimalle biraz iz kalsa bile hatanı düzeltirsin.Aşk'ta da böyle değilmidir?
Yaparsın yaparsın sonra affedilirsin ama o izi az da olsa kalır.
Aşk'ı yaşamasını bilen güzel resim yapar,resim yapmasını bilmeyen de aşk yaşayamaz,nitekim de öyle zaten.Yaşamasını bilmeyen kalkıp en zorlu resme girişirse napar o resmi? Düşündünüz mü hiç?
Eldeki veri ile yaptığı eser bir olur mu? Olmaz!
Yaşamasını bilen o duygularla öyle resim çizerki,ağzınız açık kalır.
Ya işte aşk resim yapmak gibidir,ya milyonlarca dolarlık pahabiçilmez bir eser çıkar,yada yüzüne bakmıcağınız çöplük bir tablo.
Aşk bir pencere gibidir fazla açarsan havanı alırsın da bana göre şudur;
fazla derine inersen gerçekleri görürsün,gördükçe soğursun,vazgeçersin.
yada götün kalkarsa iner pıs diye...
aşk ihanettir demekte,olmayan bişiy(bana göre) yada geçici bişiy için diğer erkeklere yüz vermemek ihanettir.
birine bağlanmak helede bu erkek ise tamamen ihanettir.
çünkü erkeklerin biri bile sadık değildir,hep kafalarında biri vardır,bu ulaşabilcekleri olsun ulaşamıcakları olsun.
çıktığı haricinde biri,o yüzden bizimde sadık olmak gibi bi sorumluluğumuz olmamalı,ihaneti işlemekten bıkmadınız mı?
aşk bir hastalık aslında,hemde kalıcı.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
